Böyledir işte lokmamız, acıdır



Yazar: Dilek Toker

Acı Lokma, Fahri Erdinç’in ‘’yazgı adamlığı’’ kimliğine giderken yazdığı adeta mihenk taşı
niteliğinde bir kitap. Fahri Erdinç’in yaşamının otuz yıllık kesitini bize sunuyor. Kitabı okurken
bir yandan yazarın yaşamıyla ilgili ayrıntılı bilgiye sahip olurken bir yandan da cumhuriyetin
ilk yıllarından 40’lı 50’li yıllara uzanıyoruz.

Kitabın ilk baskısı 1977 yılında yapılıyor. Türkiye’de hiçbir yayınevi kitabı basmayınca
kitap Bulgarca’ya çevrilerek Sofya’da Narodna Prosteva Yayınevi’nde basılıyor. İlk basımının
ön sözünü Nazım Hikmet yazıyor ve Fahri Erdinç’i Türk dilinin ustaları arasında sayıyor.
Kitabımız Acı Lokma ismini Bulgaristan sınırında bir Bulgar yüzbaşı ve Fahri Erdinç
arasında geçen bir konuşmadan alıyor. Bulgar yüzbaşı ‘’Nasıl Türkiye’de durumlar?’’ diye
sorduğunda Fahri Erdinç cebinden bir lokma kuru ekmek çıkarıp uzatıyor. Ekmeğin tadına
bakan yüzbaşı ekmeği acı olarak nitelendiriyor. Fahri Erdinç ise ‘’Böyledir işte lokmamız,
acıdır.’’ diyor ve bu cümleden esinlenerek kitabın ismini belirliyor.

Romanımızın büyük bölümü Manisa’nın bir kasabasında geçiyor. Roman, yazarımızın
çocukluğuna ayrıntılı bir bakış açısı sergiliyor. Babası öğretmen yardımcısı olan yazarımız
daha bir yaşındayken veremden annesini kaybediyor. Daha sonra ise üvey anne dramıyla
hayatı çekilmez bir hal alıyor. Aile aynı zamanda tütüncülükle de uğraşıyor. Fakat tütün
piyasasını büyük tütün tüccarları belirlediği için tütüncülükte de umduklarını bulamıyorlar.
Babası çocuklarının öğretmen olmasını istemiyor. Buna rağman ailenin büyük oğlu
Balıkesir Öğretmen Okulu’nun sınavlarını kazanıyor ve gidiyor. Çok geçmeden yazarımız da
öğretmen olmaya karar veriyor ve abisinin peşinden Balıkesir’e gidiyor.

Öğrencilik yıllarında babasının aksine öğretmenlik mesleği ile cumhuriyetin ilerici
değerlerini Anadolu’nun en ücra köylerine götüreceğine inanıyor. Sürekli, bir mum gibi
kendisi yansa da mumun ışığıyla insanları nasıl aydınlatacağını düşünüyor. Öğretmen olarak
atandığı köylerde mesleki uğraşların dışında köylüyü bir nevi avucunun içinde tutan gerici
hocalara karşı da mücadele veriyor. Gericiliğe karşı açtığı her savaş yılgınlıkla sona eriyor. Bir
süre sonra baba mesleğini bırakarak Ankara’da sınavlarını kazandığı Tiyatro Bölümü’ne
kaydını yaptırıyor. Daha öncesinde kitaplarından tanıdığı Sabahattin Ali’yle tanışma fırsatını
burda elde ediyor ve o günden sonra aralarında usta-çırak ilişkisi başlıyor. Sabahattin Ali’nin
yönlendirmeleriyle şiirler, öyküler yazıyor. Yazdıklarında taşrada, köyde, kentte yaşayan
insanların gündelik yaşamlarına yer veriyor. Yazdığı yazılar ve benimsediği fikirler sebebiyle
‘’yasaklı yazarlar’’ arasında görüldüğü için bir süre tutuklu kalıyor.

2 Nisan 1948’de Sabahattin Ali’nin Bulgaristan sınırında katledilmesi onu çok üzüyor ve
çok geçmeden iki arkadaşıyla beraber Sabahattin Ali’nin yolundan gitmeye karar veriyorlar.
Zorlu geçen bir yolculuğun ardından Bulgaristan’a geçiyorlar.

Kitabımız normalde burda sona eriyor fakat yazarımızla ilgili biraz daha bilgi verecek
olursak Bulgaristan’da politik göçmen olarak sığınma hakkı elde ediyor.

Burada hem yazın hayatına hem de siyasal çalışmalarına yön veriyor. Geçirdiği kalp krizi
nedeniyle siyaseten aktif çalışmalardan çekilse de desteğini hiçbir zaman çekmiyor. Nazım
Hikmet gibi memleket hasreti çekiyor ve 1986’da Sofya’da ölüyor.

Bulgaristan’a gidişinden 1969’a kadar kitapları kendi ülkesinde okuruyla buluşamıyor.
Ancak 70’li yıllarda öykülerinin dergilerde yayımlanmasıyla okuruyla buluşma fırsatını elde
diyor. Sonraki yıllarda da okurlarıyla buluşması kesintiye uğrasa da şu an Fahri Erdinç’in
kitapları Yordam Kitap’ta mevcut. Okumak isteyene…

KÜNYE: Acı Lokma, Yazar: Fahri Erdinç, Yordam Kitap, 272sayfa

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tarih öncesi dönemden bugüne toplum, aile ve kadın

BİR DİRENİŞİN ÖYKÜSÜ